Bu satırları okuyorsan eğer belki sen de benim gibisin'dir...Belki kendinden bir parça bulacak belki de düşüncelerimde bana hiç katılmıyacaksın...Peki ben kim miyim..?
Anlatmaya kalksam doğru sözcükleri seçebilirmiyim hiç bilmiyorum ben bile beni çözmüş diilim aslına bakarsan her gün kendimle ilgili yeni birşeyler keşfediyorum,yanlışlarımdan ders alıp doğrularımın arkasında durup devam ettirmek istiyorum...Zamanla beni daha iyi tanıyacaksın ama özetlemeye çalışırsam eğer ardında bıraktığı 29 yıla sonsuz acılar,gözyaşları,kahkahalar,mutluluklar,heyecanlar ve sadece bir aşk sığdırmış camdan kalbi olan küçük bir kızım...Kararsızım neyi nasıl yazacağım ve paylaşacağım konusunda ama emin olduğum birşey var ki ağzımdan çıkan sesli sözcüklerden çok daha etkili kalemimden çıkan düşüncelerim...Senin de paylaşmak istediklerin olursa ben burdayım hayat'a dair,bana dair ve sana dair...
21 Şubat 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Mutsuzluk kovalar bazen tercihi olmasa da kişinin.. Kimi zaman hayatın aydınlık yolları karanlık arka sokaklarla kesişir ve mecbur kalırsın ilerlemek için oradan geçmeye, kimi zaman tam yolunda giderken her şey bir anda kararır dünyan ve güneş tutuldu zannedersin. Kendinden başka hiç kimse ne arka sokaklardan ne de bu karanlıktan çıkartamaz seni, bütün acıları, kayıpları, hayal kırıklıklarını, kalp ağrılarını ve başarısızlıkları tek başına aşmak, içine düşeceğin bütün buhranlardan zihnini ve kalbini arındırarak tek başına çıkmak zorundasındır.
YanıtlaSil29 yıldır üzerinde dolaştığın bu gezegende senin kadar var olmuş birinin görebilecekleri yaşayabilecekleri hissedebilecekleri bunlar.. Sen duyguları olan bir neslin son temsilcilerindensin bu kadar kırılgan olman ve camdan olduğunu düşünmen kalbinin bundan.
Senin zamanında çizgi filmlerde dostluk ve sevgiler yüceltilirdi düşmanları bile onuru olurdu kahramanlarının. Diziler filmler sevgi temalıydı esas çocuk esas kızı yürekten sever gözü ondan başkasını görmez ayrılıklar ve acılar hep yanlış anlaşılmalardan çıkardı ancak iki yürek birbirlerini tüm benlikleri ile sevmeye devam ederdi. Böyle büyüdük buna inandık ve hayatta da bununla karşılaşacağımıza inandık bizler.
Bütün ilişkilerimizde gerçek aşkı aradık.. Bizler prens ya da prensesler olacak bir gün dünyalar güzeli bir kıza ya da yakışıklı cesur dürüst bir adama aşık olacaktık sevdiğimiz de en az bizim ona aşık olduğumuz kadar bize aşık olacak ve birlikte kendi küçük dünyamızı kuracaktık.. İlişkilerine sonsuza kadar sürmesi isteği ile başlayan son neslin çocukluk hayalleri de böyle oluyordu işte..
Ama ne hayallerimizdeki gibi ilişkilerimiz olabildi ne de partnerlerimizin gözlerinde yalnız bizim için atan yüreklerini görebildik. Bir iki defa oldu zannettiysek de bir şeyler eksik kaldı ve kaybettik..
Yalnızca aşkta değil yaş aldıkça insan ilişkilerinde de bulamadık samimiyeti, dürüstlüğü, içtenliği.. İş arkadaşı dediklerimizin ilk fırsatta arkamızdan dolaplar çevirip bizi çiğneyip yükselmenin yollarını kolladıklarını gördük. Dost arkadaş dediklerimizin yalnız çıkarları uyduğu sürece yanımızda kalıp yüzümüze canım cicim dediklerini çıkarlarıı bittiğinde yok olup gittiklerini gördük.
Yaşamın sonsuz olmadığını canımızdan bir parça olan yakınlarımızı sonsuzluğa uğurlarken öğrendik..
Biz büyürken yaşamın bütün renklerini gördük ve baktık ki bizi gerçekten anlayan bize gerçek anlamda değer veren ve bizim değer verdiğimiz insanlar en yakınımızdaki bir kaç kişi ile sınırlı.
İşte bu yüzden bütün mutsuzluklarımız kendimiz gibi bizi bilen bizi anlayan geçtiğimiz yollardan kirlenmeden geçen bir ruh daha bulamayacağımız korkusundan. Yalnızlığımız bizi korkutan, yalnızca bireyin ve yalnızlığın yüceltildiği bugünün toplumda yaşamımızı paylaşacağımız bir ruh bulamayacak olma düşüncesi içimizi kemiren...